Yarattığımız Tanrılar

Bugün Amozon Prime Video platformunda izlediğim bir dizinin, bende uyandırdığı düşünce yumağından bahsetmek istiyorum. American Gods.


Dizi hakkında sizlere çok da ipucu vermeden bilgi vermem gerekirse; eskide kalmış olan Tanrılarla (Odin, Thor, Ossua gibi) insanoğlunun yarattığı yeni Tanrılar (teknoloji, dünya, para, yeni medya) arasında yaşanan savaş anlatılıyor. Ama baştan uyarmam lazım dizinin her ne kadar ana fikri muhteşem olsa da dizinin hikayesel ilerleyişinde büyük sıkıntılar çektiği de bir gerçek.


Asıl değinmek istediğim konu ise yarattığımız tanrılar. Dizinin belki de en sevdiğim repliği "Gods needs believers" Yani tanrılar inananlara muhtaçtı.


Eski çağlarda insanlar tanrıları yaratırdı. Bir ideanın toplum arasında Tanrı olabilmesi için üç şeye ihtiyacı vardır. Birincisi özel güçlere. İnsanlar kendilerinden daha yüce bir varlığa tapınmak isterler. İstediklerini verebilecek bir kudrete, en derin arzularını gerçekleştirebilecek, onu rahat ve mutlu yaşatabilecek, birden öte büyük bir şeyin parçası yapabilecek bir güce tapınmalıydı. Bu yüzden çeşitli tanrıların çeşitli güçleri olduğuna inandılar.

İkincisi ve üçüncüsü ise neredeyse aynı olgular. Derin bir sevgi, bir olma hali yada kanlarını donduracak kadar büyük bir korku. Ruhlarında insanlığın bu en derin iki duygusunu beslemesi gerekirdi. Odin bunun en tipik örneğidir. Çünkü yağmur yağdığında sevgili kullarına bereket verirken, sel ve şimşeklerle onların ruhunun derinlerindeki korkuya seslenirdi.


Bu üç olguyla beraber insanlar tanrıları yarattılar ve onların herhangi bir güç tarafından yenilmeyeceğini düşündüler. Ta ki bu gücü kendilerinde bulana kadar. Tanrı'nın kanı aktığında kulların da inancı sarsılmıştı. Tanrı'nın kanını akıtan ise her zaman en çok inanan kulları olmuştu.


Aslında bu hep böyle olmuştu. Eski çağlardaki Türk Medeniyetleri çoğunlukla Göktanrı'ya inanırlardı. Daha sonra İslamiyet'e ve diğer dinlere geçişler başladı. Günümüzde Göktanrı inancı neredeyse yok oldu. Artık eski bir mit olarak anılıyor. Göktanrı'yı yaratan toplum, onu yakıp küllerini rüzgarda savurmuştu. Artık Göktanrı, kadim bir rüzgarın anlattığı bir şiirsel halk türküsü.


Zamanla yeni tanrılar yarattık ve bunları yarattığımızın farkına bile varmadık. Uğruna kan döktüğümüz tanrılar. Para gibi. Para için Irak'ta katliam yapan Amerikay'dı. Tanrılarının istediği küçük bir kurban töreniydi. Kurban verilen her Tanrı yaratılan diğer Tanrılardan daha güçlü olur. Bu insanlığın zayıf ruhunun kanla mühürlenmesidir. Bir şeyin uğrunda kan akıyorsa o şey insan için artık kutsaldır.


Bazı Tanrılarımızı ise zamanla terk ettiğimizi gururla söyledik. Ancak değişen tek şey suretleriydi. Tanrının ismine kölelik demek yerine, kapitalist çalışma düzeni dedik. Kapitalizm tanrısı insanlara "Benim için günde 100 taş taşımanı istiyorum bu taşlardan birisi taşıyana ve ikisi de taşıyanı kontrol edene verilsin." dedi. Daha sonra şirket savaşları başladı. Yine kan... Tam anlamıyla olmasa da...


Demeye çalıştığım şey şu: İnsanlık olarak daha önce yüzlerce tanrı yarattık. Şu an da yüzlercesine tapıyoruz. Para, medya, yeni medya, teknoloji, dünya, kapitalizm, fanatizm... Bunlar sacdece bizim düşünce normlarımız. Onları beslemediğimiz sürece eski birer idea olarak kalırlar. Göktanrı gibi. Ra gibi. Osuaa gibi. Bunu bırakmıyor oluşumuz kadar bırakmamız da saçma. Kendimizi bir yere ait hissetmemiz gerekiyor değil mi? Peki nerede kendimizi bu kadar rahat hissederiz ki? Kurallarını bizim koyduğumuz bir şato dışında?


18 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Merhabalar sevgili dostlar. Geçenlerde okumayı bitirdiğim Ahmet Ümit'in Kar Kokusu adlı romanı ile alakalı fikirlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Henüz tadı damağımdayken ve düşüncelerim zamanın rüzg